Kompozisyon: Havaya Sitem, Kendimce Gözlem – 18 Ekim 2018

Bu yazıda doğduktan günümüze kadar geçen süreçte Türkiye’nin Batısından (Ankara’nın Batısı), Türkiye’nin Doğusuna (Ankara’nın Doğusu) Üniversite eğitimi için gelmemle beraber benim kuşağım olan Z kuşağını ve yaşıtlarımın Batı ve Doğu’da Girişimcilik potansiyellerini ve Girişimcilik hakkında ruhani görüşlerini yansıtan “Metafizik Boyutu” gözlemleme fırsatını değerlendirdim, bu kompozisyonda bunları okuyacaksınız.

Öncelikle belirtmek isterim ki Girişimcilik, Çoklu-disiplin gerektiren bir olgudur. Bu olguya atıfta bulunarak gözlemlerimi beklemediğiniz disiplinlerden görebilirsiniz.

Doğup büyüdüğüm Batı’dan gözlemlediklerim ile başlayalım; Batı’da ulaşım ağları Doğu’ya nazaran daha gelişmiştir. Bunun avantajı olarak bireyler yetişirken sosyolojik avantajlara sahip olmaktadır. Başka bir deyişle ve genişletilmiş açıklamasıyla Batı’da ortalama bir ekonomik gelirle desteklenen birey gelişmiş ve gelişmekte olan metropollerin sosyal, kültürel ve eğitim fırsatlarından bol bol yararlanabilmektedir. Ancak bu imkanlara sahip olmalarına karşın sürekli dürtüye ihtiyaç duyarlar. Bu sebeple ne kadar imkana sahip olursa olsunlar tabiri caizse kulaklarından tutulup atölyeye, sınıfa, salona, sosyal etkinliklere vb. sokulmaları gerekir. Verimli olamazlar, başka bir deyişle kaynaklar yeterince değerlendirilmemektedir.

Yeni geldiğim Doğu’da ki ön gözlemlerimden de bahsetmek isterim; Batı’ya kıyasla tarihi kayıtlardan ve yerel halkın tecrübelerinden anladığım kadarıyla kamu kurumları bu bölge için uzun bir süre yetersiz ilgi göstermiş, bölge insanı büyük zorluklar atlatmış. Buna rağmen kültürünü, geleneklerini ve en önemlisi dilini büyük oranda korumayı başarmış. (Yazılı dil olarak bu konuda bir şey söyleyemem ama X ve Y kuşağı dilin sözel kanalına hakim görünüyor.) Bunun yanında yaşıtlarımdan gözlemlerim şu şekilde; Batı’da yaşıtlarım tabiri caizse el bebek gül bebek büyürken burada durum böyle değil. Burada bireyler yetişirken şartların gerektirdiğinden zannediyorum küçük yaşlardan itibaren inisiyatif alarak (kendiliğinden sorumluluk alarak) çalışmaya başlamışlar, çalışmaktalar. Bazen hayal ediyorum; buradaki yaşıtlarıma daha yeni gelmekte olan birtakım imkanlar, STK ve Kamu, Özel Sektör desteği burada olsa günümüzde herkesin önemle atıfta bulunduğu Cumhuriyet’in 100. Yıl kutlamalarına nasıl damga vururdu?

Şimdi gelelim ruhani veya diğer boyutuna; Batı’da kültürü yozlaşmaya mı başlamış desem yoksa yıllarca inşa edilmiş olan kültür yerine başka kültürlere yatkınlığın başlaması mı desem yoksa “Dünyanın küçük bir köy” olarak görülmesinin başlamasına mı atıfta bulunsam bilemedim ancak durum bence şöyle; bireyler kendilerini karakterlerinin oluşması için gerekli ve etkili olan disiplinlerden imkanları olmasına rağmen mahrum bırakıyorlar.

Bu disiplinler kitap okuma alışkanlığının olmaması ile beraber şöyle örneklendirilebilir; edebiyat, mantık, felsefe, sosyoloji, psikoloji, kimya, gerçek tarih olarak özetlenebilir.

Matematik evrensel bir Dil, Kimya, Biyoloji, Fizik bunun lehçeleri olduğundan ve bunlar genel tabloda zayıf olduğundan sadece değindirmekle yetiniyorum. Sonuç olarak, maalesef yaşıtlarımı dürterek veya başka bir deyişle tabiri caizse güderek ülkenin geleceğini bir nebze olsun düzeltebilirim diye düşünüyorum. Batı’da ki yaşıtlarım dürtülerek içi dolu cevheri parlatılabilecek olmalarına karşın gerçek hayatta birer kabuktan ibaretler.

Doğu’da ki ön gözlemlerime dönelim; burada sınıfımdan ve kütüphanelerde gördüklerime ithafen söyleyebilirim ki karakteri besleyen disiplinlerden biri olan Edebiyat’a ve Sosyoloji ile Felsefeye yaşıtlarım ilgili gibi. Ancak işin garip tarafı yaşıtlarımın kendilerini dürtülü tutmalarına karşın kaynakları kullanmaya pek ilgili olmayışları. Diğer yönlere yönelen bir yorumda bulunmak istersem eğer yetişmelerinden gelen kendiliğinden sorumluluk alma alışkanlıkları büyük bir artı. Açıkça söyleyebilirim ki Türkiye’nin geleceği bu insanlar sayesinde bir nebze nefes alabilir kanaatindeyim. Buna rağmen yeterli birikime ne yazık ki sahip değiller. Bu da bana ve tanışabileceğim parlak yaşıtlarıma kalıyor. Umarım dokunabildiğim kadarının hayatına dokunabilir ve yaşlanınca ayağa dikilmiş bir ülke bırakabilirim.

Sonuç olarak bunalıyorum, siz de biliyorsunuz ki her etkileşim, iletişim kurduğumda mütemadiyen tembellik, üşengeçlik bahaneleri dinliyorum. Her taraf yer yer derin bir boşluk, manevi yoksunluk içinde. Ferahlatıcı oldukça az şeye denk geliyorum. Yaşıtlarımı da pek fazla suçlayamıyorum. Toplumun geleceğinin hali bu işte. Bunda benim veya yaşıtlarımın pek günahı yok. Uzun yıllar, on yıllarca dünyanın gidişini ve tarihten bihaber olan şuursuz idarecilerin elinde kalan kuşaklar düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Bakalım ben ve benimle beraber yürüyecek bireyler, bizden sonraki kuşakların serinleyebileceği birkaç ağaç dikebilecek miyiz?…

Baran Curu – Kayapınar, Diyarbakır 18.10.2018 22:39

Bir Cevap Yazın